thedutchables: 2008

13 Aralık 2008 Cumartesi

Paco Diatta ve reggae havası

Sol baştan sayıyorum: Seda, Deniz, Tolga, Yeliz, Deniz (Özge'li olan), Melis ve Erdinç. Her ne kadar son iki arkadaşı yanımızda fazla görememiş olsak da sıranın ilk beşi felekten bir gece çaldılar. Maastricht'te yolları kesişmiş bir grup insan olarak önce Afrika dansları konusunda kurs aldılar (45 dakika kadar ama) daha sonra da Paco Diatta ve grubu Mandika eşliğinde öğrendiklerini fazla gösterememiş olsalar da gönüllerince, bildikleri gibi dans ettiler, hopladılar, zıpladılar. Hatta Paco Diatta sahneden el uzattı, önce Deniz (Özge'li olan), sonra Deniz, daha sonraki bir davette ise Tolga, Deniz, Yeliz sahneye çıkıp Afrika ritimlerine, reggae havasına özgün yorumlarını kattılar. Bir büyüğümüz ne demiş: "Afrika tüm insanların olduğu gibi, tüm ritmlerin de köken aldığı kıtadır. Aksak ya da tonal tüm ritmler Afrika'da doğmuş sonra da tüm dünyaya yayılmıştır. Bu nedenle son yarım yüzyıldır dünyayı çekip çeviren tüm müzik akımları Afrika kökenli toplumların, yani zencilerin elinden çıkmaktadır." Bizzat yaşadık büyüğümüzün bu özlü sözünü; nitekim bir ara halay çektik Gine türküsü eşliğinde, reggea havasında fidayda havasına kapıldık. Mandika'da çalan orgcunun bir Türk düğününden o gece için yürütülmüş bir piyanist şantör olduğunu düşünüp arada bir iki atraksiyon yapar diye bekledik. Ama gecenin sonunda adam Faslı çıktı, yıkıldık. Ayrıca Paco Diatta'nın gitarının askısı koptuğu yerden bir iple tutturulmuştu ve basçının tişörtü yırtıktı. Hiç takmıyorlardı. Gündüzleri batılı, güzide Avrupa insanımızın ayak işlerine koşturan köleler olarak gece sahnenin efendisiydiler.
Vel hasıl konser bittiğinde keyiften dört köşeydik ve ter içindeydik. Mustafa'ya gidip döner de yedik. İşkembe çorbası yerine...

11 Aralık 2008 Perşembe

Keyifle ve şevkle çaldılar. Red Snapper'dan bahsediyorum. Orta yaşlarını çoktan geçmiş insanlar olarak etraflarını da çekip çeviren bir enerjiyle müziklerini dinlettiler. İngilizlerden aynı zamanda aristokrat, bürokrat, sömürge uzmanları ile punkların, modern çingenelerin çıkabilmesi ne garip bir durum. Ali Friend'in, yani Arkadaş Ali'nin kocaman kontrbası çevire çevire hızlı bir ritmle çalması, davul takımının ardına kurulmuş Rich Thair'in elini havaya kaldırıp kaldırıp bütün gücüyle trampeti dövmesi ve hiç yorulmaması, gruba Red Snapper'ın yeni döneminde katılan Tom Challenger'ın hem birayla hem de ortaya çıkan müzikle kendinden geçmiş bir halde sahnede dans etmesi, gitarist David Ayers'in sakin ve mütevazi hali etkileyiciydi.
Kendilerinden geçerek çaldılar ve salonu dolduran insanlardan daha çok keyif alarak çaldılar. Diğer yandan çok sade bir donanımla alt yapısı dolgun bir müzik yapmaları da şaşırtıcıydı. Caz öldü diyenlere caz nereye gitmiş göstermek gerekiyor, çünkü Tom Challenger'in saksafon ve klarinet ile Red Snapper müziğine kattığı hava geçmişe göre gürültülü mü gürültülü ama insanı peşine takan bir müziğin ortaya çıkmasını sağlamış. Ek ses efektlerine ihtiyaç duymadan ve vokal kullanmadan şarkıların ritminin hiç düşmemesini sağladılar. Hatta bir ara seyircilerden birisi "daha hızlı" diye bağırınca bir death metal grubunun çalabileceğinden daha hızlı bir ritme geçtiler.

Grup Maastricht'te çıktıkları konserde, Ekim 2008'de çıkadıkları Pale Blue Dot albümünden parçalara yer verdi. Aklımda kalan parçalardan özellikle Wanga Doll çok etkileyiciydi. Özellikle arkaplana koydukları görsel gösteriyle bütünleşince başka bir anlam çıktı ortaya. Red Snapper görsel etkiyi de önemsiyor ve izleyiciye dinledikleriyle eşleştirebilecek bir malzeme sunuyor. Wanga Doll'un arkasındaki görsel malzeme yanan iki ağaçtan oluşuyordu. Klarinetin yer aldığı ve hızlı tempolu dans daveti gibi duran Bricked'da ise gece karanlığında gökyüzünü aydınlatan uçaksavar füzeleri gibi ortalığı aydınlatan havaifişeklerden yapılmış bir stüdyo çalışması vardı. Ancak en çok etkileyici olan görsel vazoda duran taze bir demet lalenin üzerine atılan kibritlerin olduğu görsel malzemeydi. Yanarken atılan kibritler en sonunda tüm çiçekleri soldurdular. Bombaların şehirleri, hayatları soldurması gibi. Görüntülerin eşlik ettiği parça ise Logos Creepers'dı. Bir site albümün tamamı için bir dedektiflik filminin müzikleri gibi tanımlamasını kullanmış. Red Snapper bu yeni haliyle, özellikle de saksafon, klarinet ve melodikanın eklenmesiyle sinemasal bir tını yakalamış. Bu nedenle de kendi görsel etkilerini sahne arkasına yansıttıkları görüntülerle vermek istediler herhalde.

20 Kasım 2008 Perşembe

The content on this site is for sampling purposes only and is ultimately intended to support the artists by increasing their fan base. If you enjoy the music please purchase the album online or at your nearest record store; don't forget to spread the word!

Just for experiencing the dyas of our life.