Sol baştan sayıyorum: Seda, Deniz, Tolga, Yeliz, Deniz (Özge'li olan), Melis ve Erdinç. Her ne kadar son iki arkadaşı yanımızda fazla görememiş olsak da sıranın ilk beşi felekten bir gece çaldılar. Maastricht'te yolları kesişmiş bir grup insan olarak önce Afrika dansları konusunda kurs aldılar (45 dakika kadar ama) daha sonra da Paco Diatta ve grubu Mandika eşliğinde öğrendiklerini fazla gösterememiş olsalar da gönüllerince, bildikleri gibi dans ettiler, hopladılar, zıpladılar. Hatta Paco Diatta sahneden el uzattı, önce Deniz (Özge'li olan), sonra Deniz, daha sonraki bir davette ise Tolga, Deniz, Yeliz sahneye çıkıp Afrika ritimlerine, reggae havasına özgün yorumlarını kattılar. Bir büyüğümüz ne demiş: "Afrika tüm insanların olduğu gibi, tüm ritmlerin de köken aldığı kıtadır. Aksak ya da tonal tüm ritmler Afrika'da doğmuş sonra da tüm dünyaya yayılmıştır. Bu nedenle son yarım yüzyıldır dünyayı çekip çeviren tüm müzik akımları Afrika kökenli toplumların, yani zencilerin elinden çıkmaktadır." Bizzat yaşadık büyüğümüzün bu özlü sözünü; nitekim bir ara halay çektik Gine türküsü eşliğinde, reggea havasında fidayda havasına kapıldık. Mandika'da çalan orgcunun bir Türk düğününden o gece için yürütülmüş bir piyanist şantör olduğunu düşünüp arada bir iki atraksiyon yapar diye bekledik. Ama gecenin sonunda adam Faslı çıktı, yıkıldık. Ayrıca Paco Diatta'nın gitarının askısı koptuğu yerden bir iple tutturulmuştu ve basçının tişörtü yırtıktı. Hiç takmıyorlardı. Gündüzleri batılı, güzide Avrupa insanımızın ayak işlerine koşturan köleler olarak gece sahnenin efendisiydiler.Vel hasıl konser bittiğinde keyiften dört köşeydik ve ter içindeydik. Mustafa'ya gidip döner de yedik. İşkembe çorbası yerine...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder